29 Mart 2008 Cumartesi

sims mania

Bir kere de faydalı birşey yapayım. Ben tam bir Sims manyağıyım. Günlerce başından kalkmadan oynayabilirim. Download siteleri de en çok ziyeret ettiğim siteler oluyor haliyle. Onlarca onlarca download sitesi gezdim. Lüzumsuz lüzumsuz bi dolu site var. Tecrübe konuşuyor. İşte favourites:

* www.4eversimfantasy.net

Bu siteden bi tane saç kıyafet falan indirmişliğim yoktur. Objects süper süper...

* http://sims.enorth.com.cn

Chinese arkadaşlar bu işe çok meraklı ve en iyiler onlar zaten. Çin'in önlemez yükselişi. Çok seçenek var.

* http://sunairsims.enorth.com.cn

Kendileri simsreource adlı boktan siteye geçiş yaptı. Bu süper sayfa öldü. Ama halihazırdakiler çok güzel ve adam olana yeter.

* www.peggyzone.com

Yeni yapılan herşey çok kötü. Donation gerektirenler hala güzel. Acayip kıyafet var. Ben gibi kız çocukları için süper. Küçükken de kağıt bebeklerimiz vardı bizim. Yokluk zamanları işte. Öyle bi duygu veriyor insana:)

* http://noukiesims2.net

Bu Noukie denen adam saç yapmayı biliyor. Kolay değil. Saç yapabilen az. Kıymetini bilelim. Saygı da kusur etmeyelim.

* www.raonsims.com

En son keşfim. Hazine bulmuş gibi oldum.

Sims 2'ye bulaşmamış şanslı insanlar için son derece lüzumsuz geliyor tabi bu. Ama benim gibi böyle insanlar olduğunu söyleyin bana n'oluuuur.... Güzel bir koltuk güzel bir saç bulunca çok mutlu oluyorum. Allaaam lütfen sadece ben olamam.

22 Mart 2008 Cumartesi

biiiiiiiiiiiiiipppp...

Nihat Genç ağladı. Ben ağladım...

Berkay'a özel:)

Berkaycım al sana Arzumun son zamanlarda çekilmiş fotosu... Garibim:)


11 Mart 2008 Salı

Hayatımın kadınısın...

Canım Arzum, hayatımda en sevdiğim insan

Şimdi demek isterdim ki; "seni ilk defa kucağıma aldığım an dün gibi aklımda" falan. Ama hafızam hiç bir zaman iyi olmadı. Şunu söyleyebilirim: seni ilk gördüğüm anı hatırlıyorum. Kafanla vücudun arasında boyun yokmuş gibi gelmişti bana:) Birkaç defa tekrarlamıştım hatta insanlara, onlara da enteresan geleceğini düşünerek. Ne kadar şanslı bir insan olduğumu fark etmiş miydim o zaman bilmiyorum. 11 yaşındaydım işte, güzel bebek, tatlı bebek, oyuncak gibi falan gelmiş olabilirsin o yıllarda. 29 yaşımda rahatça söyleyebilirim ki, her zaman söylediğim gibi hayatımdaki en büyük şansım ailem. Ve senin gibi mükemmel bir kardeşe sahip olduğum için çok mutluyum.

Aile meseleleri ince meseleler. Ailemiz bize çok şey verir, çok şey alır. Çok zor günler de geçirdik demek isterdim ama en zorlarını sen geçirdin. İncecik narin görünüşünün çok üstünde güçlü bir kız olduğunu gösterdin herkese. O kadar çok isterdim ki gerçek bir ablalık yapıp gözlerini kulaklarını kapatıp ruhunu yaralayacak herşeyden seni uzak tutmayı. Biz "zırıldak duygusal ailesi" kendi yaralarımızla uğraşırken minicik Arzumuzu unuttuk çoğu zaman. Herkes adına senden özür diliyorum bebeğim. En büyük yaraları biz en yakınındakiler açtık sende.

Sen bugün 18 yaşını dolduruyorsun. Kocaman bir kız oldun artık. Ablanla içmeye gidip yataklara falan kusacak yaşa geldin:) Gerçek dünyayla karşılaşmaya başlayacaksın artık. Gördüğün birçok şey hoşuna gitmeyecek. Ama artık kendi yolunu çizme vakti ve önündeki yol ne kadar sana ait bir yol olursa o kadar mutlu olacaksın. Hiçbir şeyden korkma canım. Korkuların yolunu şaşırtır. Bundan sonra sen varsın ve yapmak istediklerin...

Doğum günün kutlu olsun demek istiyorum, boğazıma birşey tıkanıyor. Zor geliyor. Kabullenmek istemiyorum 18 yaşında olduğunu. Hayatın boyunca o evde annenin yanında kalmanı, ben kırk yılın başında, bencilce, canım istediğinde geldiğimde "ablaaaa, ablacım" deyip sarılmanı istiyorum. En büyük derdinin okul eteğinin boyu olmasını istiyorum. Hep Bursa'ya gelmeni, altınsarısı babetler aramamızı istiyorum. Seni laptopunla bir odaya kapatıp 50 yaşına kadar çıkarmamak istiyorum. Ah Arzucum, kalbimi çıkarıp şu anda neler hissettiğimi, 2 aydır ne karın ağrıları çektiğimi göstermek istiyorum sana. Ne kadar heyecanlıyım, ne kadar mutluyum aslında, ne kadar korkuyorum anlatmak istiyorum, anlatamıyorum. Söyleyecek söz bulamıyorum.

Yüzüne karşı bu saçma sapan şeyleri bile söyleyemezdim. Yarın muhtemelen seni arayıp "mutlu yıllar bitanem, bu akşam ne yapacaksınız" falan diycem:)

Canım kardeşim, iyi ki doğdun... Hayatımızı güzelleştirdin.

P.S. Bizim anne babalarımız herkesin bize tecavüz edebileceğini düşünür, biz hiç kimsenin bize tecavüz edemeyeceğini düşünürüz. İkisi de doğru değil bebeğim:) Al bu da sana abla nasihati...

19 Şubat 2008 Salı

dipnot

Ben kendimi tutamıyorum bişey daha diycem. Şimdi elimizde çok somut bir kanıt var ya: "Bu türbanlı hatunlar okuyacak doktor olacak, erkek hastalara bakmazlar. Oh my God, bitte schön!" Al sana tıp dünyasının çöküşü... Peki türbanı beyninde erkek doktorlar ne olacak?? Onların kadın hastalara bakıp bakmayacağını nereden bileceğiz?? Bence CIA'den FBI'dan destek almalıyız. Onlar beyin okumanın falan da bir yolunu bulmuşlardır. ÖSS kalkıyor ya yerine böyle bir sistem kurulabilir. Okuruz beyinlerini ortalamaların üstünde dindar olanları, Atatürkçülük, laiklik kavramları az gelişmiş olanları almayız üniversiteye.
Aslında türbanın serbest bırakılmasını ben de tam olarak isteyemiyorum arkadaşlar. Bu saatten sonra neler olabileceğini gerçekten bilemeyiz. Ben diyorum ki keşke hiç yasaklanmasaydı...

18 Şubat 2008 Pazartesi

Evet, yüzeysel bir insanım...

Türban hakkında iki laf etmemek olur mu olmaz; zaten kafası karışık bir insanım her konuda... Bu konuda da ağzı yüzü düzgün laflar etmem beklenemez tabi ki de...

* Ben üniversiteye girdiğim zaman türban yasağı yoktu. Galiba ben 2. sınıftayken ya da 1. sınıfın sonunda çıktı bu zırvalık. Ne yapacağını şaşırmış arkadaşlar birgün dediler ki kılık kıyafet düzenlemesi geliyor. "Nasıl yani? Kime?" Ayrımcılık yok ya, herkese. Bir takım yarım akıllı devlet memurları bizim okulun önüne kamp kurdu. Sakallıları (tam sakal, keçi sakal, bıyık mıyık, epilasyoncu randevularını kaçırmış tüm kızlar falan), mini eteklileri (mini eteğin boyuna da seks hayatlarının o günlerdeki performanslarıyla karar veriyorlardı heralde), göbeği açıkları ve tabi ki türbanlıları (bir takım ikiyüzlü insanlar başörtüsü ve türban aynı şey değildir falan diyor ya, başörtülüleri de) okula almamaya başladılar. Bütün okul yıkıldı tabi. Eylemler başladı. Sağcısı, solcusu beraberdi başlarda. Duygu dolu anlar falan işte. Sonra "tamam ya, ne yaygara yapıyorsunuz bizim amacımız belliydi zaten, bizim gıcığımız türbanlılara" dediler. Türban yasağı gelmiş oldu. Bu türban yasağı benim gibi etliyle sütlüyle alakası olmayan insanların hayatında neler değiştirdi? Üniversiteler aydınlık bilim yuvaları haline geldiler????? Bizim bölümde bir tane başı kapalı arkadaşımız vardı. Peruk taktı geldi. Bu kadar.
* Bizim bölümde bir tane başı kapalı insan vardı demek birşey ifade etmiyor elbette. Boğaziçi'nde belki toplasan beş tane vardı. ODTÜ'de de öyle. Ama Selçuk Tıp'ta kızların çoğu türbanlıydı belki de ve birbirlerini etkiliyorlardı. Her yıl ordaki türbanlı kız sayısı arttı. İstatistiklerle konuşmuyorum bu arada atıp tutuyorum. İzlenim diyelim. Şimdi diyelim ki bu adamlar iyi örgütleniyorlar, nasıl bir örgütlenme ve sinsi plan benim başımı kapatabilir diye düşünüyorum, olamaz öyle birşey. Evet, şeriatle yönetildiğimiz zaman örterim ne yapalım... Böööööeaa!!!!
* Özellikle Akp hükümetiyle birlikte muhafazakar kesimin kendine güveni geldi. Aşağılık kompleksleri kalmadı. Bizim de hakkımız en güzel kıyafetleri giymek, bizim de hakkımız gezmek, sokakta olmak, bizim de hakkımız lüks tatiller yapmak diye düşünüyorlar. Birçoğumuza görgüsüz, sonradan görme gelebilir bu haller. Ama "muhafazakar Atatürkçü" tiplerin elitist tavırları baymadı mı hakkaten ya... Artık türbanlı kızlar daha çok sokaktaysa, evlere kapanmıyorlarsa, okumak istiyorlarsa bunda kötü ne var???
* İkiyüzlülük başımızdaki en büyük bela. Burası özgür bir ülke, herkes istediği gibi örtünebilir. Ama gözümüze görünmesinler lütfen...

18 Ocak 2008 Cuma

eksik post...

Nereden başlamalı? Ne demeli? Alnımın akıyla bu posttan nasıl çıkmalı? Hiç mi başlamamalıydı? Ne desem hep eksik çünkü...



Çarşamba günü Konya'daydık. "Öğretmen Fatma Menekşe Eğitim Uygulama Okulu ve İş Eğitim Merkezi"nin açılışındaydık. Anneciğim en büyük hayalini gerçekleştirdi. Arkadaşlarıyla, öğrenci velileriyle "olmaz, yapamazsınız, bu işler böyle olmaz" diyenlere inat birbirlerine inanarak, birbirlerinden güç alarak okullarını yaptılar. Bize de bu gururu yaşamak düştü. Hakkımız varmış gibi...



Annem zihinsel engellilerin önündeki engelleri kaldırmak için yola çıktı, hergün önüne yeni engeller çıktı. Destek istedi, başta en yakınları bizler olmak üzere herkes köstek oldu. Sonunda yine hepimizi ağlatan konuşmasında özür dilemek anneme düştü. "Çocuklarımdan, eşimden ve tüm yakınlarımdan onları ihmal ettiğim için özür diliyorum." Anneliğiyle, alçakgönüllüğüyle, merhametiyle yüreğimizi sızlattı. Hiç haketmediğimiz bir mutluluğu, gururu yaşattı. Benim ve kardeşlerimin şansı da bu işte. Hayattaki en büyük şansımız Fatma Menekşe ve Hüseyin Menekşe'nin çocukları olmak. Ama canım annem yine konuşmasında "ben buradaki velileri görünce artık kendimi anne olarak görmüyorum" diyebildi.



Söyleyecek o kadar çok şey var ki; birbirine sokuyorum herşeyi. Yıllarca birçok yerde Hüseyin Menekşe'nin eşi olarak tanıtıldı belki annem. Ama o gün babam devlet bakanı Nimet Çubukçu'ya Fatma Menekşe'nin eşi olarak tanıtıldı. Şimdi ben annemin doğduğu köye dönsem, çok sevdiği babaannesini, en iyi arkadaşım dediği babasını mezarlarından çıkarsam "bakın işte yetiştirdiğiniz kıza bakın" desem. "Rahat uyuyun siz görevinizi hakkıyla yaptınız" desem.



Dönüyorum yine en başa, ne desem hep eksik...



Anneciğim; bütün sıkıntıları bizden ayrı yaşadın. Mutluluğunu yine bizimle paylaştın. Teşekkür etsem?? Diyorum ya EKSİK...




3 Ocak 2008 Perşembe

"çene gene başka sikle gerdekte" ne demek???


Anaç duygularım artık tavan yaptı galiba. Yaşla ilgili birşey olsa gerek. Günlerdir Ceza dinliyorum. Ne alakası var di mi? Ben bu Ceza denen oğlan çocuğuna çok fena bir şefkat geliştirdim. Takdir ediyorum falan ama baskın duygum şefkat. Bu sevgili kardeşimiz çok ciddi ya, ben üzülüyorum ona. Başını okşayasım geliyor. Sırtına biraz masaj falan yapsak diyorum. Biraz gevşer mi acaba??

misscow

Ben inek çok seviyorum. İnekli herhangi birşey gördüğüm zaman ağzımın suları akıyor, içime sokasım geliyor. Ben lisedeyken daha 5 yaşında olan kardeşim dayanamayıp çok tatlı ineğini bana hediye etmişti. Nasıl göz koyduysam ufacık bebeğin oyuncağına, ya da tabi ki de benim kardeşim nasıl üstün bir insansa:) Battaniye olsun, oyuncak olsun, fincan olsun bu yıllardır böyle. En son Milka'nın yaptığı çantalı ambalaj da tabi ki de (Milka sevmememe rağmen) elime yapıştı. Bu satın almak değil atlamak. Ailece dengesiz duygularımız olmasının da bunda etkisi vardır tabi. Benim pek bi dindar babacım bir kurban bayramında inek kestirip eve gelip ağlamaklı ineğin ne kadar güzel gözleri olduğundan falan bahsedip hepimizi bunalıma sokmuştu. İnek seviyorum işte, bunun üstüne de fazla düşünmedim aslında seviyorum. Ama yeni bir teori geliştirdim. İnek o kadar kocaman ki ve aslında istese öyle bi ağzımıza sıçar ki.. Fekat kendisi yüzyıllardır kendini tamamen gönüllü görünen bir şekilde insanlığa adamış bir hayvan. O kadar saf salak ki. Görüntüsüyle çok çelişiyor yaratık. Kediden bile korkan insanlar var ama inekten kimse korkmaz heralde. Canımmmm ya yazık çok tatlılar...



Bu resimdeki inek misscow. Balonun içindeki konkişşş de ben. Canım kocacığım wallpaper yapmış konkişine.