5 Kasım 2007 Pazartesi

Önemli olan kullanmak değil sahip olmak...


Vintage biscuit'i okumayı çok seviyorum. Kedi sevgisini %100 paylaşmakla birlikte etrafımda böyle bir insan olmasını istemezdim ama bir yerlerde böyle bir insanın olduğunu bilmek güzel. Genel hatlarıyla nefis bir insan ama benden uzak olsun. Benim sevme şekillerimden biri de bu. Perihan Mağden, vintage biscuit, kocacığımın eski sevgilisi, Aysel Gürel... Sizi çooook seviyorum, uzaktan!! Bütün bu lüzumsuz laflardan sonra asıl söylemek istediğim: vintage biscuit ve birçok blog yazarının çektiği ayakkabı resimlerine bayılıyorum, özendim ben de çektim... Offf ya bi saattir bunu söylemeye çalışıyorum...



Topuklu ayakkabılarla yürümeyi beceremeyen "ben the kadın müsveddesi" öle bayıla aldığım bu ayakkabının topuğunu ilk giydiğim gün anormal bir şekilde çizerek derin bir hüzne gark!! oldum sevgili okur. İkinci bir kere giyme ihtimalim zaten çok düşük olan bu ayakkabı da hevesle alınıp giyilmeyenler dolabında yerini almış oldu. Yaşasın Converse!!!!

22 Ekim 2007 Pazartesi

karamsar...

Ben çok büyük bir paranoyağım.

Son genel seçimlerde ve öncesinde tabi ki; herkesin vatan millet bayrak aşkını takdir etmeye çalışsam da, ben kaptıramadım kendimi o rüzgara. (Zübeyde Hanım'ın resmi olan "anamızı da aldık geldik" pankartını görünce gözyaşlarımı tutamadım tabi ki de, hala da burnum sızlar aklıma geldikçe.) Herkes birden bi ateşlendi ya ben anlayamadım. Aman allahım, Recepler bunu çok önceden mi planlamış??? Neyi?? Nedir elden giden?? Dinci bir cumhurbaşkanı mı??? Oh my god!!

Ben, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan başımıza geçti diye dövünmeden önce son 50 yıllık siyasi tarihimize ve liderlerimize bir göz atmanızı tavsiye ederim. O zaman rahatlar mısınız ya da "biz çoktan ölmüşüz" mü dersiniz onu bilemem ama ben soğukkanlılığımı koruyorum.

Bu kadar acı olaylar yaşarken bunları söylemem çok gereksiz aslında biliyorum. Ama ben bu şehit edebiyatına da kaptıramıyorum kendimi. Ben Ali Kırca Doğu'da iki elini kaybetmiş gencecik bir adama sarılıp, "işte kahraman" falan diye şakşaklarken duygulanamıyorum. Sinirden kuduruyorum. Şehit aileleri için para falan toplamayın, şehit olmamaları için uğraşın. Dinleyin... Gerçek vatanseverler gibi davranın... Çözün... Silahlarınızı çıkarlarınıza çekin... Bunu Ali Kırca'ya söylemiyorum tabi. Güvendiğim bir tane devlet adamı olsaydı ona söylerdim.

32. Gün'de Osman Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesine karşılık kaç milyon dolar istendiğini konuşuyorlar hem de bunu resmen geyiğe vurarak. Aslında herşey bu kadar basit. Amerika silah şirketlerini nasıl döndürecek?? Kim bundan kaç milyon dolar kazanacak??

Ben paranoyağım... Seçimler, savaşlar, liderler, silahlar, bayraklar... Hepsi yüzünü aynı yere dönmüş... Bush oğlu Bush'ların oyuncağı olmuş herşey. Bize kalan Petek Dinçöz, Esra Ceyhan duyarlılığıyla haberleri izlemek, gözyaşlarımızı akıtmak.

Ben siyasetten anlamam. Vicdanımla yazdım derim kestirip atarım.

9 Ekim 2007 Salı

Aman ya...

İnişe geçtim, son hızla...

Uzun süredir hiç bu kadar (u)mutsuz hissetmemiştim kendimi. Şöyle dönüp bir baktım da hayatıma, ölmüşüm ben...

Soru1: Bir insanı bu kadar umutsuzluğa iten ne olabilir?
* Önemli bir hastalığı olabilir.
* Bir yakınını kaybetmiş olabilir.
* Parasız pulsuz ortalıkta kalmış olabilir.
* Delirmiş olabilir.

Soru2: Mutsuzken daha da mutsuz olmaya çalışan insana ne denir?
* "Kendine gel" denir.
* "İçelim güzelleşelim" denir.
* "Alışverişe gidelim" denir.
* Deli denir.

Soru3: İçinde bulunduğu her kötü durumdan başkalarını sorumlu tutanlar ne tür insanlardır?
* Korkak.
* Bencil.
* Sorumsuz.
* Deli. (tabi ki...)

Ben kendimi çok çok çok kötü hissettiğim 1 hafta boyunca bu soruları kendime sormadım tabi. Bunları sormak ve yalan yanlış da olsa cevaplar bulmaya çalışmak yerine;

* Sigaraya başladım (6 aydır tek sigara içmemiştim)
* Çikolataya saldırdım
* Facebook'la sabahladım
* Herkesten nefret ettim
* Saldım , saldım, saldımmm...

Sonra...

Sonra kalktım kocamı öptüm:) Güzel bir başlangıç olduğunu söyleyebilirim. Çoook uzun süredir bozuk olan hidroforumuz için servis çağırdım. Son derece seksi ayakkabılar aldım. "Bi dur ya!!!" dedim kendime.

Sorunlar oldukları yerde durmaya devam ediyor olabilir. Sorunları çözmek için güç toplama aşamasındayım ve çözemeyeceklerim için sabır...

27 Eylül 2007 Perşembe

Fuck u....

İçim öyle bir nefretle dolu ki kanımın damarlarımı yaktığını hissediyorum.

26 Eylül 2007 Çarşamba

Sarışına hastayım seni gördüm yastayım....

Hayatla alakalı büyük büyük laflar etmek istiyorum. Tespitler yapmak istiyorum. Şu şöyledir, bu böyledir... Büyük büyük sallamak istiyorum. Ama bazılarının da bana inanması lazım. "Vay be, ne güzel konuştu, nerden de buluyor bu lafları??" deseler nefis olurdu. Ben bir laf etsem mesela adamın teki gidip Ferrarisi'ni satsa...

Ben genellemeler yapmayı çooook önceden bıraktım. Keşke bırakmasaydım diyorum çoğu zaman. Ne yapacağımı şaşırdığım zamanlarda benim de cebimde bana yardımcı olacak birkaç genellemem olsaydı. Bakınız. Ayşe Özgün, Seda Sayan... Ne kadar tutarlı, ne kadar güvenilir, ne kadar kendileriyle barışık insanlar. Herşeyin en doğrusunu bilmek ne kadar iç rahatlatıcı birşeydir kimbilir, ben bilmem. Seda Sayan ve elleriyle çizdiği porselenleri (yalancı) halkın tam güvenini kazanırken, ben en yakın arkadaşlarımın bile güvenini tam olarak kazanabildiğimi zannetmiyorum. Neden? Genellemelerim yok. ("ondan mı acaba?" demeden de duramam ki yine güvenemem bu söylediğime de.) Aslında var...

"Bütün Seda Sayanlar Gerizekalıdır."
"Bütün Öykü Serterler Mutsuzdur."
"Bütün Nihat Doğanlar Bu Ülkeyi Terk Etmelidir."

Bu genellemelerin kimseye faydası yok tabi. Ben faydalı olmak istiyorum. Hayran olduğum bir kişilik olduğu için Seda Sayan'a takıldım, örnek vermeden geçemiyorum. Seda Sayan olmasa biz kardeşimizin kocasıyla kaçmanın kötü birşey olduğunu nereden bilecektik. Aha kadın bir lafıyla yüzlerce Türk ailesinin hayatını kurtarıyor. Ben de çeşit çeşit, boy boy yargılar üretsem oturduğum yerden. Desem ki seyretmeyin şu gerizekalıları, kitap okuyun, "abre los ojos" kocaman bir dünya var...

İnandırıcı olamam ki, celebrity güvenlik endeksin kaç demezler mi?

Haklılar zaten. Olay doğru şeyler söylemek değil, sürekli aynı şeyleri söylemek... (bazıları buna tutarlı olmak diyor)

ps. sevgili okur çok hastayım, biraz beynim bulanmış olabilir, siz kendinize iyi bakın. havalar malum...

20 Eylül 2007 Perşembe

Silin facebook accountlarınızı özgür kalın...


Bugünlerde herkes kafayı "facebook"la bozdu. (Ben de dahil...) Ama o kadar saçma, o kadar saçma ki... Vampirdi, çikolataydı, biraydı derken herkes ne yapacağını şaşırmış durumda. Question is: "what's the point?"


* Facebook sayesinde belki yeni insanlarla tanışmıyoruz ama sosyalleşmeye yardımcı bir unsur olduğu kesin. Uzun süredir görüşmediğimiz insanların neler yaptığını az çok görüyoruz, bir yakınlık oluşturuyor otomatik olarak. Yıllardır görmediğim adamla iki mesajlaşsam ne olur ki falan diyebiliriz. Hiç belli olmaz. Beklentiler çeşitli. Çiftleşme beklentisi internette sosyalleşmeyi her zaman tetikleyen birşeydir. Uzak arkadaşlarla sevişmek yakın arkadaşlarla sevişmekten daha mantıklıdır. Aranızın pek iyi olmadığı adamları da ottu, boktu, margaritaydı, okşamaydı, dürtüklemeydi yumuşatma olanakları çeşitli. Canım kocam bu tuhaf uygulamanın iş hayatında da faydalı birşey olabileceğini düşünüyor. Ama açıkçası ben hafta içi ona buna yastık, patates atan bir adamla iş yapmak istemem. İş ortamlarında dikkatli olmak lazım sanki. Karizma her an yerle bir olabilir. Siz jedi vs. sith de level level gezerken bunun için ne kadar uğraştın derse biri verecek cevap bulamazsınız.


* Arkadaş listesi şişirmek önemli. Manalı bir kalabalık olmasına gerek yok. Arkadaşınızın arkadaşının eski erkek arkadaşını listenize eklemekte hiçbir sakınca görmeyin. Millet görsün uzun listenizi. "Vay be ne sosyal adam, ne çok arkadaşı var" desin. Amaç sosyalleşmek değil mi? Sosyalleşmek ya da sosyal görünmek ne farkeder? Sosyal görünmek de sosyalleşmenin bir yoludur.


* Dijital fotoğraf makinelerinin hayatımıza girmesiyle beraber arşivler şişti. Binlerce fotoğrafınız var. Seçin en karizmaları. Aslında karizmadan öte şeyler lazım "facebook"ta. Siz süper çıkmış olabilirsiniz ama geçin onu, yok mu Amsterdam'da, Venedik'te, ofisinizin en gelecek vadettiği köşesinde bir fotonuz?? Gösterin ne kadar süper bir hayatınız olduğunu, gösterin ne kadar süper bir tatil yaptığınızı. En çok siz gezdiniz. Kanıtları dökün...


* Çok gezmek başarılı bir hayatın belirtilerinden. İyi bir iş, şık bir ofis. Ama yetmez, evlilik, çocuk... Dökün bütün başarılarınızı. Özellikle eski erkek/kız arkadaşınıza göstermek istediğiniz çok şey yok mu?? Düğün fotoğrafları, karınızın/kocanızın/çok çok güzel kız arkadaşınızın en güzel fotoğrafları, sizi en çok severken fotoğrafları, en en romantik anlar. Çekinmeyin herkese gösterin aşk hayatınızın nasıl inanılmaz olduğunu...


Çok çok masum şapşirikler de var tabi. Ama onların da %90'ının ya işi yok ya da işlerini sevmiyorlar. %10 da benim içimde kalan son iyi niyet kırıntısı...

17 Eylül 2007 Pazartesi

Desire...

Ben milyonlarca Ferrero Rocher çikolata, nescafe, bira ve doritosla (yeşil) bir odaya kapatılsam, cezalı falan olsam mesela. Günlerce günlerce Sims oynasam... Hiç suçluluk hissetmesem...

13 Eylül 2007 Perşembe

Adrasan...



Göcek'ten gözyaşlarıyla ayrıldık. Çok sevdik galiba Göcek'i. Yolumuz uzun. Düştük yine yollara. Patara'ya gittik. Ben yine pek beğendim. Girebileceğimiz en güzel yerlerde denize girdik bu yaz.




Yine düştük yollara. Adrasan'a... Güzel deniz, daha güzel deniz, en güzel deniz... Bu sefer bungalowda kaldık. Bizim banyoyu karıncalar bastı. Oyaların tuvaletinden kurbağa çıktı. Kahvaltıda yumurtalarımızı arılar yedi. Biz çok mutluyduk ama...





Adrasan'da 3 gün kaldık. Birgün Olympos'a gittik. Top oynadık. Denize girdik. Ne bulursak yedik içtik. (Sarımsaklı ekmekler süperdi haklısın Bertancım) 51 oynadık. Tatilimizi burada noktaladık.


Aman allahım!! Çok önemli birşey unuttum. Biz Sidyma diye biryere gittik. Onu nasıl atlarım. Patara'ya giderken kahverengi tabela gazımız geldi. Girdik. Acayip kötü yollardan 20 km gittik, 20 km döndük. Neyse işte iş oldu:) İşte muhteşem Sidyma, Halil, Ahmet, İskender:)


Oya, Bertan, Bahadır'a özel not: Biraz geç bir yazı oldu. Saçmaladıysam, unuttuğum şeyler varsa beni yorumlarınızla düzeltin arkadaşlar. Sizi çok seviyorum. Daha çok gezelim daha çok seveyim.

Yani sonuç olarak biz mükemmele yakın bir tatil geçirdik. Ne desem ki %95 güzeldi. Gerisi de Bertan'ın altına kaçırma ihtimali:)

Göcek


Göcek çok acayip bir yer. Yalan dünya. Göcek içinde Göcek. Swissotel nerede başlar nerede biter?


İlk akşam süper nefis bir yemek yedik. Ama midye dolma yemeden olmaz diyerekten garsonun tavsiyesi ile Ömer abiyi bulduk. Midyeci Ömer hayat adamı, filozof, nefis bir insan. Küçük midye var mı deyince, insanları ayırmadığım gibi midyeleri de ayırmam dedi adam:) Telefonunu verdi. Doğru aldık mı diye kontrol etti. Gelen geçene midye ikram etti. Dünya değişmezse batar falan gibi acayip laflar etti. Saygılarımızı sunup huzurdan ayrıldık.


Ertesi gün Beatles çalan bir tekneyle 12 adalar turu yaptık. Şıp şıp yüzdük. Yorulduk.

Akşam Göcek turu attık. Cafe Port'ta nedense çok keyifli bir akşam geçirdik:) Port Göcek Marina çok acayip hakikaten. Tekne istiyorum ben galiba zannedersem mümkünse????

Köyceğiz






Sabah kahvaltı yaptıktan sonra (kahvaltı önemli çünkü bir otelde nutellalı kahvaltı yaptık) yola çıktık. Bu sefer bir görevimiz vardı. Oyacığımızı rahat ettirmek. Oya'nın ayakları acımış ve canı sıkılmıştır. Oya'ya yeni bir yol arkadaşı aradık. Söke girişinde Stella'yı bulduk. O da bize katıldı. Çok sevdik onu.










Sonra Köyceğiz... Köyceğiz'de ufak bir hayal kırıklığı yaşamış olabiliriz. Nasıl bir yer olduğunu pek anlayamadık. Ama amaç zaten Köyceğiz değil, Köyceğiz'den yapılacak tekne turuydu. Köyceğiz gölünden Dalyan İztuzu Plajı'na.



Köyceğiz'de yapacak birşey de olmadığından içimizdeki 51 aşkı pörtledi. Meydanda görme engelli arkadaşımız pek kötü şarkıları en kötü halleriyle söylerken, gelen bağışları bangır bangır bizlere anons ederken Köyceğiz'deki akşamımızı 51 oynayarak geçirdik. İlk midye dolma krizimiz de burada tuttu. Biraz zor olsa da yedik sonunda rahatladık.



Ertesi gün tekne turumuzu yaptık. Süperdi. Deniz mükemmeldi. Kum mükemmeldi. Çupralar iyiydi. Tekne ahalisi bizi biraz yordu ama olsun. İsmail Yk'nın Şarkı sözlerini anlamaya çalışmak zevkliydi. Kedi gibi yavşarım, at gibi içerim di mi Bertancım:)