16 Şubat 2009 Pazartesi

canımçoksıkkınzatenbucansıkkınlığıhalibendealışkanlıkgibioldunasıbimodsadeğişmedideğişmiyordedemdeöldüherşeykötügitmeyedevamediyor

12 Ocak 2009 Pazartesi

Ben bu Bahadır'a alışamıyorum arkadaş.. Yazmazsam çatlarım, akıllı kociş "ama son gülen ağlamaz" temalı bişeyler yazmış..

Soru: Nereden çıktı hayatım bu?
Cevap: Ajda Pekkan'ın bi şarkısı var ya..

Otur düşün sen günlerce ne bu şarkı diye.. Kulak kulak değil beyin beyin değil:) Kafasız aşkım benim..

Şarkımızzzzz....

5 Ocak 2009 Pazartesi

"Issız adam" dalgası duruldu biliyorum. Ama ben yeni seyrettim. Ve söylemezsem çatlarım. "Babam ve oğlum"u seyredip montlara sarılıp ağlayanlara, "ıssız adam"da şuurunu kaybedip hönküre hönküre ağlayanlara saygılarımı sunar kent reklamlarının çok daha duygusal olduğunu düşündüğümü ifade etmek isterim. Çağan Irmak bana geçmiyor arkadaş. "Mustafa hakkında herşey"i nasıl yapmış hayret.. Ben seni "çemberimde gül oya"nın, "şaşıfelek çıkmazı"nın yönetmeni olarak hatırlamayı tercih ediyorum Çağan'ım..

31 Aralık 2008 Çarşamba

Saat 17.00 olmuşken ben evde milleti beklerken, bu gecenin ilk kadehini herkeslerin şerefine kaldırır 2009'un herkes için sağlık, aşk ve huzur dolu geçmesini diler, yanaklardan birer makas alır giderim efenim. Ama belli olmaz belki tekrar gelirim:) Mutlu olalım ya, aman ya, 2009'u da geçtim. Bugün mutlu olalım. Bu gece, bu saat, şimdi mutlu olalım. Bir yudum daha alalım buz gibi şaraptan, gidelim öpelim yanaktan:) Tamam oldu sevgi kelebeği kıvamına geldim. Hadi gelin artık yaaa....
Hani şey var ya, hmmm nasıl desem? Yılbaşı geceleri kırmızı bişey giyilir. Yeni olanı makbuldür. Şans getirir falan. Ben hayatımda ilk defa geçen sene uyguladım bunu. Bana yaramadı. Uğursuzluk getirdi falan da demek istemiyorum çünkü benim inandığım tek uğur Uğur Yücel.. hehe..
2008 bana hiç iyi gelmedi. Gördüğüm kadarıyla çok bi hayrını gören de yok. Bitsin gitsin, kar örtsün üstünü, alkol kapatsın bilincimizi. Hayatımın en boktan senelerinden biri olduğunu unutayım. Aslında 2009'dan umutluyum iyimserliklerine de giremeyeceğim. Ama en azından bu gece için umutluyum. Allah beterinden saklasın deyip zıplıyorum ben 2009'a. Sizi de bekleriz..

23 Aralık 2008 Salı

Bayramda Konya'daydık. Nasıl dolu dolu döndüm Bursa'ya. O kadar çok yazacak şey vardı ki, bi türlü toparlayıp oturamadım bilgisayarın başına. Geleneklerden bahsetmek istemiştim, insanları birleştiriciliğinden, hayvan katliamının hayvan katliamı olmayabileceğinden, etin bazen et olmamasından. Çekirdek ailemizin artık çekirdek aile olmadığından, büsbüyük bir aile olmamızdan bahsetmek istemiştim. Dedemden, değişimden, yaşlılıktan bahsetmek istemiştim. Bazen kavurmanın sevgi sevgi kokabileceğinden, minnet ve teşekkür tadında olabileceğinden bahsetmek istemiştim. Bir dolu şey vardı anlatacak ama anlatılamayacak birşey vardı ki; bir yumruktu o. Midede bir yumruk, boğazda bir düğüm, gözde yaş, bir kadında kırk yıllık aşktı o. Güzel gözlü, güzel elli dayım vardı. Şimdi yok...
Ali Alkan 19 Aralık'ta terketti bizi, ailesini, dünyayı, acılarını, hastalığını. 21 Aralık'ta Ali Beren Alkan hoşgeldi bize. Durun dedi, dağılmak yok. Yeni başlıyoruz daha..

28 Kasım 2008 Cuma

iiii pok yolu..

Bugün film festivalinin ilk günüydü. Sabah mutlu mutlu sinemaya gittim, biletimi aldım. Ortalık in cin ama sorun değil. Kahvemi aldım, 11.30'da salondayım. Film başlamak üzere değil mi, değil!! 5 dakika falan gecikmeden sonra dışarıda bi gürültüler oldu. Birileri geldi, ellerinde birtakım aletler falan. Biri bişey diyor, biri bağırıyor, biri elinde bir kutu biryerlere koşuyor. Hanım kızımız gelip, teknik bir arıza dolayısıyla 5 dakika gecikeceğiz diyor. Oldu 10 dakika.
Akıllının teki elinde bir kutuyla salona girip acil çıkışa koşuyor. Noldu?? Yangın mı var filmleri mi kurtarıyorsun, olay ne?? Arkasından biri bağırıyor nereye gidiyorsun oğlum, bu tarafa.. Her hallerinden belli ki, bu salonu ilk defa görüyorlar. Filmin başlama saati 11.30, adamlar 11.35'te sıfır hazırlıkla salona anca geliyorlar. Teknik arıza falan yok. Resmen hazırlıklarına filmin başlama saatinde başlıyorlar. Başka bir akıllı geliyor. Alt yazıları verecek projeksiyon kılıklı bir alet var elinde.
"Abi bunu nereye koyacağız ya??" Çüşş..
"Masa gibi birşey getirsen." "İçeride bir dolap kapağı var. Onu koltuğun üzerine koyalım, aleti onun üzerine koyalım." Çüşş iki..
"Abi bunu yükseltmemiz lazım." "Altına mısır kutusu koyalım." Çüşş üç..
Oldu 15 dakika.
Seyirciler çok sabırlı kimsenin gıkı çıkmıyor. Uğraş didin. Perdede bir bilgisayar masaüstü ve uçuşan altyazılar. 11.45 elimizde bu var. Bi 5 dakikacık daha, ölmezsiniz ya.. Panik halinde insanlar. Biri geliyor, biri gidiyor. Seyirciler mırıldanmaya başlıyor. 5 dakika daha, 5 dakika daha..
Ve bomba.. "Çok üzgünüz, yanlış film gelmiş. İsterseniz kısa filmler gösterebiliriz." İnsanlar, ben de dahil, hakikaten çok sabırlıydı. Kısa filmlere de razıydık aslında. Bir zavallı hangi filmler deme gafletinde bulundu. Tamam kısa filmler için hangi filmler demek de çok manalı değil ama, birşey söyle be adam. Ulusal kısa film yarışması filmleri de, uluslararası de, yarışma dışı filmler de, birşey de!! Arkadaş "bir takım kısa filmler var, izlemek ister misiniz" diyebildi. Oha ama ya..
Sonuç tam bir hayal kırıklığı, rezillik, amatörlük, beceriksizlik, umursamazlık..
Salonda aptal aptal 45 dakika oturduktan sonra, sinir krizi halinde çıktım sinemadan. Son günlerde beni en çok heyecanlandıran şey elimde patladı. Bütün hevesim kaçtı. Bursa'ya olan nefretim arttı. Bursa'nın çok şehirperver, "küçük İstanbul'uz yav" sanrısındaki insanlarına "yok yaa!!" deyip huzurdan ayrılmak istiyorum zira çok sinirliyim.

26 Kasım 2008 Çarşamba

blog sana diyorum funda sen anla..

Yihhuuu!! Bizim de film festivalimiz var. İpek yolu hemde.. Ben kendimce bi program hazırladım. Umarım popomu kaldırabilirim. Bi de herkese söylüyorum ki, üstümde bi baskı oluşsun, planladığım filmlere gidebileyim. Seçtiğim filmler şöyle efenim;

* la cuidad de los fotografos - sebastian moreno
* milh hadha al-bahr - anne marie jacir
* blindness - fernando meirelles
* bahoz - kazım öz
* a casa del alice - chico teixeira
* entre les murs - laurent cantet
* the market-a tale of trade - ben hopkins
* er shi si cheng ji - jia zhang-ke
* gitmek - hüseyin karabey
* dung che sai duk-redux - wong kar-wai
* unrelated - joanna hogg
* vicky cristina barcelona - woody allen
* başka semtin çocukları - aydın bulut
* genova - michael winterbottom

Peki bu listeyi niye verdim? Tavsiye ister deli gönül. Öneri de olur..

21 Kasım 2008 Cuma

televizyon çocuğu..

Hülya Avşar biraz önce "farkındalık çok önemli, farklı bakmak çok güzel" dedi. Çok komik geldi bana. Bak yazınca o kadar komik olmadı:) Hülya Avşar'ın "farkındalık"ın anlamını bilmediğini söylemiyorum (biliyordur di mi?), arka arkaya söyleyince komik oldu işte. Kendisi bir süredir "farkındalık"ın kitabını yazıyor. Kim ne derse desin, (ki Hülya Avşar bu dünyada eleştirilmesi en kolay insandır) ben programını çok seviyorum. Konuk seçimi bence çok başarılı. Programa gelecek insanları kim seçiyor çok merak ediyorum. Hülya ablanın seçmediği kesin. Programa gelen herkese uzaydan gelmiş gibi davranması, her söylediklerine anormal şaşırması ve herkese sonuna kadar katılması... gibi bi takım kanıtlarımız var. Tamam konuklar iyi de Hülya Avşar olmasaydı diyebiliriz ama ben öyle düşünmüyorum. O kadının o şaşkınlık hali beni çok eğlendiriyor. İyi böyle iyi...
Bazen üzülüyorum ama.. Yazık garibim lafı her zaman spora getirmeye çalışıyor. "Bi dakka benim de meziyetlerim var, tenis oynuyorum ben, bi servis atıyım mı burda?" diyecek diye korkuyorum. "Örnek olmakla ezik olmak arasında ince bir çizgi vardır" diyeceğim hiç aklıma gelmezdi:) Son zamanlarda beni tırmalayan bir ezik de Ali Kırca.. Üç boyutlu Erdal Sarızeybek'i ben napıyım yahu?? Tamam teknolojin var yaparsın ama o tavırlar ne ya.. Bu tavırları Ali Kırca'da daha önce de gördük gerçi. Çok ciddi bişeylerden bahsederken pos bıyıklarıyla "şimdi bizimcity'deyiz" diye sırıtırdı bi zamanlar. Aldılar oyuncağını elinden morali bozuldu. Neyse ki hologramı var artık. Terör diyor, şehit diyor, efsane komutan diyor; hoooppp heheh Erdal bey sizi stüdyoya ışınlayalım mı? Yazık canı çok sıkılıyor galiba..