9 Mayıs 2010 Pazar

"‘Hayat devam ediyor’ filan diyorlar ama benim için aslında hayat pek devam etmiyor şu sıralar. Neyi devam etsin? Benim için hayat yeniden başlıyor şu anda sanırım. Hem de sıfırdan." buyurmuş kaan sezyum.. ivet.
http://dayakistiyorum.blogspot.com/2008/06/trkiye-hrvatistan.html

dayanabiliyorsam senin sayende..

30 Nisan 2010 Cuma


30.04 2005 mutlu güzel birgün.. yıldönümümüz kutlu olsun bitanem..






23 Nisan 2010 Cuma

ben bugün ateş böceği gördüm
ateşin düştüğü yeri yaktığını gördüm
içimin yandığını gördüm
ardından yananları gördüm
inanamadığımı, dayanamadığımı, insanın herşeye dayanabileceğini gördüm
nerde olursan ol bana uzanan elini gördüm..

9 Nisan 2010 Cuma

melek kanatlarını kırdı.. çok daha büyükleri çıkacak yerine..

18 Mart 2010 Perşembe

çıkmadık candan ümit kesilmez..

Bizim bi arkadaş var. Yok olmadı. Bi arkadaşın arkadaşı.. Çok depresif bi tip. Ama o kadar depresif bi tip ki "yazık" bile diyemezsiniz, "amaaaaan yettin artık" diyebilirsiniz. "Böyle yapma" da diyemezsiniz çünkü o, o kadar çok "öyle yapmayım, böyle yapmayım" der ki size fırsat kalmaz. Eskiden özünde çok şahane bi insan olduğuna inanırdı. Şimdi o da kalmadı pek. Durum fena gibi görünüyor yani.. Yağ oranı da çok kötü çıktı. Yazık yarısı yağ nerdeyse.. Ama bi sever, sevdiklerine pek emek veren bi tip olmasa da .. Çok güler, çok ağlasa da.. Spora da başladı..

11 Aralık 2009 Cuma

mır mır

Revolutionary road, hayallerin peşinde diye türkçeye monte edilmiş. "Dev-yol" daha mantıklı sanki.. (saçmala)

Evlilik programları sayesinde "adam gibi adam olmak", "ev alabilmek" olarak kodlandı kafalara. (homurdan)

Şöminenin ateşi vücudumu ısıtmaktan ziyade içimi ısıtıyor sanki. (yetin)

Aç geziyorum heryerim ağrıyor. (sızlan)

5 Aralık 2009 Cumartesi

Mekan bir ilköğretim okulu. Biz yıllar önce bagajında seçim afişleri taşıyan, seçim günlerini bayrama çeviren annem ve babamın ya da oylarıyla birşeyleri değiştirebileceğine inanan insanların heyecanından çoooook uzak duygularla oy kullanmak üzere sıramızı bekliyoruz. Oy kullanıcaz işte, çok beklemeyiz inşallah, pazar gününü heba etmeyelim de.. Derdimiz bu. Saat kaçta içki alabiliriz falan diye düşünürken "seçme ve seçilme hakkını birçok batılı ülkeden önce elde eden" bir ablamız oyunu kullanmak üzere kabinimsi şeye geçti. Seçme ve seçilme hakkı hem de birçok batılı ülkeden önce... Özgürüz ya.
Ama bu ülkede demokrasiden daha fazla oturmuş düzenler düzenekler organizmalar var. Abla saf saf zarflara bakarken kafayı uzatmış bir koca var. Ve bir "teeeeyyyytt!!" var. Güler misin ağlar mısın? Adam resmen "teeeyyyyt" diye bağırdı, görevliden izin aldı, kadını dirseğiyle itti ve seçtirme hakkını kullanarak vatandaşlık görevinden daha önemli olduğunu düşündüğü karılık görevinin yerine getirilmesine yardımcı oldu. Kutsal bir vazife ifa edildi, hepimiz rahatladık. Şimdi anlıyoruz ki amcam karısının tercihini beğenmiyor. Olaya müdahale etme gereği duyuyor. Ama asıl acıklı olan tercih falan olmaması. Yani kadının kocasından farklı bir tercihi olsa da adam buna izin vermese yine bir umut var demektir. Ama görülen o ki kadıncağız sadece yanlışlık yapıyor.
Dün mutluyduk gururluyduk. Kadın olarak seçme ve seçilme hakkımızı birçok batılı ülkeden önce elde etmiştik. Etmiş miydik??

13 Kasım 2009 Cuma

Chp ye verdiğim oylar boğazımda düğüm düğüm.. Kussam neye yarar yutsam mideye zarar.. Genel kurulu terketmiş akıllılar. Tamamen terketseler ya şu meclisi..

9 Kasım 2009 Pazartesi

Okan Bayülgen "consume obey die" mesajıylan beynimi dürtüklediği anda ben bejeweled, restaurant city, country story, pet society, farmville bataklığında debeleniyordum. Aslında debelenmek yanlış kelime. Ben artık debelenmiyorum. Kendimi bıraktım. Şimdi bu "kendimi bıraktım"ımın arkasından gelebilecek 43 farklı cümle var. Ama ben bunları yazmayı düşünmüyorum. Çünkü nasihat hakkı doğuyor. Nasihat naif bi kavram. Bunun en acımasız şekli annemden geliyor. Annem konu ben ve hayatım olduğu zaman sevgi dolu anneden "yıkıl karşımdan gözüm görmesin"e 3 saniyede falan geçebiliyor. Annemin gürültülü tepkilerinin yanında babamın yaptığım 1500 parçalık puzzle'a bakıp "bununla mı uğraşıyorsun" deyip bir iç geçirmesi var ki hangisi benim moralimi daha çok bozuyor karar veremiyorum. Bunların yanında daha yumuşak "e bari çocuk yap" türevi tavsiyeler. Ve en yumuşağından "ne güzel bi dolu vaktin var şunu yap bunu yap.."... Ne diyordum? "Kendimi bıraktım"ı açmayacaktım. Ne açıcam ya.. Nokta.