10 Ekim 2008 Cuma

26.04.2008 tarihinde annemle telefonda konuşmuşuz. Bana demiş ki "doktorlar 2-6 ay zamanı kaldı diyorlar." Tarihi nerden hatırlıyorum?? O gün oturdum google'a baktım. 2-6 ayda ne yapılır? İtalik kısmı 26.04.2008'de yazmışım. Elim varmamış koymaya, toparlamaya..

"2-6 ayda ne yapılır?
2 ayda Mersin'de bir resim öğretmeni polyesterden yaptığı dünya heykelini tamamlar. Hayatında ilk defa gazetecilere poz verir belki. Çocukları gazeteleri saklar.
3 ayda Brezilya'da 16 yaşında bir çocuk 12 kişiyi öldürür.
4 ayda Eduard ve Mahhilde Cerkes isimli fransız çift 3850 km yürürler.
5 ayda Dr. Mehmet Özkırış Hakkari'de 200 kişiyi ameliyat eder."

Bir insana şu kadar zamanın kaldı denmesi çok umutsuz gibi. Ama zaman herkes için farklı işliyor. 6 ayda bu dünyada bir iz bırakabilirsiniz. Ya da 90 yıl yaşarsınız, yersiniz, sıçarsınız, uyursunuz. Ya da yaşarsınız işte, birini mutlu edersiniz, birilerini mutlu edersiniz, birilerini mutsuz edersiniz, anlamlı anlamsız işlerle uğraşırsınız. Ölüme "neden?" denmiyor. Herkes payına düşeni yaşayıp gidecek.

Çok üzgünüz, içimiz yanıyor. Ama "hayat devam ediyor" klişesi tüm acımasızlığıyla ve gerçekliğiyle ortada. Daha güzel bir klişeyle sözlerimi bitirmek istiyorum. Allahtan ümit kesilmez...

13 Eylül 2008 Cumartesi

Asmayalım da besleyelim mi?

* 650.000 kişi göz altına alındı.
* 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
* Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
* 7 bin kişi için idam cezası istendi.
* 517 kişiye idam cezası verildi.
* Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).
* İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.
* 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
* 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
* 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
* 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
* 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
* 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
* 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
* 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
* 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
* 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
* 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
* Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
* 31 gazeteci cezaevine girdi.
* 300 gazeteci saldırıya uğradı.
* 3 gazeteci silahla öldürüldü.
* Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
* 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
* 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
* Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
* 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 14 kişi açlık grevinde öldü.
* 16 kişi -kaçarken- vuruldu.
* 95 kişi -çatışmada- öldü.
* 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.
* 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.

Kaynak

12 Eylül'ünüz mutsuz olsun hüzün dolsun..

11 Eylül 2008 Perşembe

Erteleme Kraliçesi

- Özlem hanım bizim dvdler vardı sizde...
- Hö??
- Güzel kardeşim 8 ay önce almışsınız filmleri hala getirmemişsiniz...
- Höeeaaaa...
- Getir!!
- Hı hı..


- Özlem hanım iyi günler Color kuru temizlemeden arıyorum. Bi t-shirt var burada..
- Eeeee?
- Sizin?
- Hmmmm..
- 5. aydan kalmış...
- A aaaa..

- Aşkım sen annemi hiç aradın mı bu aralar?
- Bu aralar derken??
- Bugünlerde??
- Bugün aramadım..
- Dün?
- ..
- Geçen hafta?
- ..
- Son aramandan bu yana kaç gün geçti bi fikrin var mı?
- ..

Allah bana bu mübarek ramazan günlerinde akıl fikir versin.. Olmazsa bayramdan hemen sonra versin lütfeenn..

10 Eylül 2008 Çarşamba

BU GİZEM ORTAMI NEDEN Bİ ANLASAM!!!??!!

9 Eylül 2008 Salı

Bir haftadır gerim gerim bir acayip oldum. Çok sinirlendim. Çok bağırdım çağırdım. Kollarım bacaklarım tutuldu kasılmaktan. Neden? Bkz. "Yaz Geçer" adlı son derece masum postun yorumları...

Ama sabahtan beri isimsiz bir arkadaşın yorumlarıyla kendime geldim. Aman ya noluyoruz.. Kilit insan bence de Tuğçoş:) Hatta Tuğçoşko.. Yetsin artık bu daraltı.. Teşekkürler "isimsiz"e.. Elbette canım kardeşlerim Tuğçoş ve Arzuş'a.. Elbette canım canım melek (herkes kadar) arkadaşım Fundikime.. Yorumlar silinmeyecek, bundan sonra sinir bozulmayacak, gerekirse suşi bile yenecek...

Herkesten ricam; yorumlarınızı silmeyiniz... Silenin yorumu ceza olarak post şeklinde yerini alacaktır..

İyiydi Fundam iyiydi:)

Sevgi saygı barış özgürlük huzur dinginlik adalet dileklerimle...
Asıl mesele "kadınlar ne ister?" değil "kadınlar birbirinden ne ister?".. Yüz yıllık klişe "kadınlar birbirini çekemez". Siz buna katılır mısınız bilmiyorum ama ben kadın olmaya çalışan bir hatun müsveddesi olarak bunu kendime asla ama asla yakıştıramam. Kadınların birbirleriyle problem yaşamasının en büyük sebebi bence birbirlerini anlamaları. Biz birşey deriz ama başka birşey demek isteriz aslında. Erkekler denilene, kadınlar denilmek istenene bakarlar.

Bir kadın bir kadına derse ki:"sen çok akıllıymışsın, öyle diyorlar" ortamdaki erkekler "evet öyle diyoruz, akıllı o" derler ve bunu 10 saniye sonra unuturlar. Ama o iki kadın bilirler ki bu "herkes senin ne kadar akıllı olduğunu söyleyip duruyor, ben bunu dinlemekten sıkıldım artık" demektir. Onlar anlarlar birbirlerini ve bu saçma anlaşma (anlaşamama haline de gelebilir bu durum) hiçbir zaman unutulmaz. Kadınlar kinci değildir, bunu da kabul etmiyorum. Kadınlar unutmaz..

7 Eylül 2008 Pazar

peace..

"Zirveye çıkmaya niyetli bir grup insanı dağın eteklerine götürdüğünüzde, her biri bu tırmanışa kendi kişisel öyküleri ve içselleştirdikleri olasılık veya sınırlarına ilişkin inançları ile yaklaşacaktır.
Yola şöyle bir bakıp, tek bir adım atmadan çaresizlik içinde vazgeçenler olacaktır.
Olabilecek her duruma karşı paraşüt, çivi, bin türlü erzak ve sıcak su torbasıyla donanmış olanlar olacaktır.
Haritayı bir kenara fırlatıp, zirveye ilk çıkan olma hırsı ile en zor rotayı seçen birisi olacaktır.
Yolun yarısını tırmanmayı başarıp, manzaranın güzelliğinde kaybolarak yolculuğun geri kalanını unutan birisi olacaktır.
Yolculuğun her adımını önceden sayısız kez, tekrar tekrar planlayan, prova eden biri olacaktır.
Nadir olarak da ne kadar yolu olduğunu gören, ancak telaşlanmayan, dikkatle adımlarını yere basan, manzaranın ve seslerin tadını çıkaran ama asla kaybolmayan; yolculuğu her adımda tamamlanan birisi de olacaktır."
"Seyir defterinden notlar" uzun süredir takip ettiğim çok güzel ve ilham verici bir blog. Yukarıdaki parçayı "güzellikleri görerek zirveye yaklaşmak" postundan aldım. "O da olmuyor bu da olmuyor" diye etrafa saldırdığım, özellikle de kendime saldırdığım zamanlarda okumak için hep aklımda. Burada da olsun istedim.

4 Eylül 2008 Perşembe

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Apo'ya cevap sayılabilir ama zaten aklımdaydı yazacaktım

Dear Apocuk;

"kızım bak bööle yazılar yazıosun die boşarsa falan baadır seni, ben evlenirim baadırla.." demişsiniz. Siz bu adamı daha tanımıyorsunuz... Neler var neler ağzımı açarsam bazıları insan içine çıkamaz. Magazin Forever yeah!!
Dün gece yaşananları aynen yazıyorum. Karı koca mahremiyet falan dinlemiyorum..
Bahadır efendi bilgisayar başında (dayakistiyorum.blogspot.com mesaisi), ben televizyon başındayım. Evet biz evliyiz, bu konuya sonra değiniriz.
B: Hayatıııım, o makinenin adı neydi?
Ö: Hangi makine??
B: Banyodaki...
Ben bişey diyemedim tabi. Uzun bi sessizlik. Koşarak geldi. "Hadi söylesene ya, aklıma bişey geldi. Onu yazıcam. neydi ya o makinenin adı?" Dehşet içinde nasıl susulursa öyle sustum.
İç ses : Hayır ya hayır "çamaşır makinesinden" bahsediyor olamaz.
Malesef "banyodaki ya banyodaki" diye çırpınırken resmen çamaşır makinesinden bahsediyor. Ben küçük bi şok yaşarken cevap veremedim tabi. Ben mi abartıyorum acaba?
Sonuç olarak adam gitti. Arçelik'in web sayfasına baktı:)
Yani Apocum haklısın bigün bu adam eve gelebilir. "Ben sizi bir yerden çıkarıcam ama" diyebilir. Ben ona evlilik cüzdanımızı gösterebilirim. O sırada kimin kimi boşadığını anlayamayacağımız bir hızda biz boşanabiliriz. O zaman sana "iyi şanslar" dilerim:)

21 Ağustos 2008 Perşembe

Yaz geçer...

Tatil tatildir işte kardeşim.. 2 gece de olsa, Erdek de olsa hiç sevmediğim çanta toplama işi bile bir heyecan oluyor, bünye buralardan gidiyoruz hissine kapılıyor. Sıkıntı, dert, bunaltı, bulantı siz iki dakka durun biz tatile gidiyoruz..

Ben 10 yaşımda gitmiştim Erdek'e.. Hafızam zayıf olsa da hatırladığım bazı şeyler var:

* Ben küçükken heryerde ışıklı şapkalar ve yoyolar satılıyordu. Canım kocacığımın da ağzı çok sulanmış zamanında 2 günde bozulan dandik şeylere, ona almamışlar ama:( Benim yoyom olmuştu o dönemde.. Şimdi de ışıklı çubuklar, boynuzlu taçlar falan var işte. Şimdiki çocuklar bi acayip ama bizim hissettiklerimizi hissediyorlar mı bilemiyorum. Plajda otururken mısırcı bir grup çocuğun yanına gidip "ağlayın hadi, mısır istiyoruz deyin" falan gibi bişeyler zırvaladı. Toys'r'us'ın önünden geçerken belki ama mısır için falan kendilerini yoracaklarını hiç sanmıyorum. Hem bu mısırlar tatlı da değil, plastik bardak falan da yok.
* Ben küçük bir hanımefendiyken "girmem ben bu denize ya" diye zırıldamıştım. Denizanaları vardı deli gibi. Bu gidişimde denizanalarını sadece kıyıda gördüm. Ne oldukları tam anlaşılmıyordu hatta. Naylon torba sandım önce. Yani deniz anası problemi olmadı ama yosun ormanları içinden denize girmek de adamı yıpratırmış onu gördüm.
* Ben küçükken Erdek'te heryerde "Telli Turna" çalıyordu istisnasız. Hatta ben bu şarkıyı ilk Erdek'te duymuş olabilirim. Bu gidişimizden aklımda kalan "bas gaza aşkım bas gaza" ve "Fatih Ürek delikanlaması". Biz büyüdük ve kirlendi dünya:)
* Deniz anası travmasını yine pek önemsemiyorum ama Erdek'te ciddi bir travma yaşamıştım. Gönen'e gitmiştik. Kaplıcalardan birine girdik. Sadece bakmak için kıyafetlerimizle falan. Ufacık bir havuzda çıplak 10 tane hatun elele tutuşmuş devasa memelerini hoplata hoplata zıplıyorlardı. Hamamlardan, saunalardan, günlerden, kuaförlerden, sadece kadınların toplaştığı yer heryerden bu kadar nefret etmemi buna bağlayabiliriz belki de.. Kuaföre gidince falan hafiften bi yumruk oturur mideme hala.. Ciddiyim..
* Anılarımda Erdek'in en önemli yerlerden birine oturmasının ana sebebine gelirsek; bu süper sıkı durun:) Canım annem Erdek'te sürekli uyuyordu ve hiçbirşey yiyemiyordu. Biz kıpır kıpır annemin bu hallerine bi anlam veremiyorduk. Süper duyarlı, alıngan dayıcım çok üzülüyordu hatırlıyorum. "Sevmediniz siz Erdek'i" alınganlıklarına bile girmişti. Erdek'ten dönünce anladık. Dadada dammmm!!! Annem hayatımın aşkı kardeşime hamileymiş!!!
Peki ben oturdum niye çocukluk anılarımı yazıyorum?? Efendim 2 günlük kısacık Erdek tatilimiz canım kocacığımın çocukluk ve ilk gençlik anılarıyla geçti. Hayatının büyük bir kısmını yazları Erdek'te geçirdiği için "şurada balık tutardık", "burada gitar çalardık", "bu otelde bi kız vardı, ben onunla karşılaşma ihtimalini sevdim" gibi ona göre çok önemli ama benim bi türlü gereken tepkileri veremediğim diyaloglar yaşadık. Ondan etkilenmiş olmalıyım. Dur bi dakka benim de anılarım var krizine girdim heralde:)
Bugünlere gelirsek (biraz zor oldu ama); aslında gelemeyiz çünkü bu tatil bi nevi ilk gençlik tatili gibi oldu. Kendimiz yine 14 yaşında gibi hissettik. Anne baba sıcaklığı, "biraz daha ye", "salata yemedin sen", "şapka tak, başına güneş geçer", "o kadar fındık yenmez, miden bozulur", gizli saklı sigara içmeler, ayrı yataklar:)
Güzeldi ama güzel.. İnsan bunu da istiyor. Sinir krizlerinin ucundan döndüğüm zamanlar olsa da, hala bir aradayken (çok şükür) dibine kadar bunları da yaşamak lazım. Sonuçta deniz, kum, yosun, şemsiye, uzun yürüyüşler, levrek (ama ne levrek), bira, anne, baba, Erdek, YAŞASIN TATİL!!!




Herşeyden herşeyden güzeli ise yaz galiba.. Çok bunaldık, çok sıcak, uzun uzun bi tatil yapamadık, bu yaz Aslımla havuza giremedim, Alanya'ya gidemedim, acı acı şeyler yaşadık ama yazın sonuna yaklaşmak koyuyor bana.. Az kaldı yahu. Egeciğimle bi daha ne zaman havuz kenarında tepişicez..


Dear friends "warning", yaz bitiyor.. Önümüzdeki haftasonu yine bizdesiniz.. Kırdırmayın kafanızı..