22 Ekim 2007 Pazartesi

karamsar...

Ben çok büyük bir paranoyağım.

Son genel seçimlerde ve öncesinde tabi ki; herkesin vatan millet bayrak aşkını takdir etmeye çalışsam da, ben kaptıramadım kendimi o rüzgara. (Zübeyde Hanım'ın resmi olan "anamızı da aldık geldik" pankartını görünce gözyaşlarımı tutamadım tabi ki de, hala da burnum sızlar aklıma geldikçe.) Herkes birden bi ateşlendi ya ben anlayamadım. Aman allahım, Recepler bunu çok önceden mi planlamış??? Neyi?? Nedir elden giden?? Dinci bir cumhurbaşkanı mı??? Oh my god!!

Ben, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan başımıza geçti diye dövünmeden önce son 50 yıllık siyasi tarihimize ve liderlerimize bir göz atmanızı tavsiye ederim. O zaman rahatlar mısınız ya da "biz çoktan ölmüşüz" mü dersiniz onu bilemem ama ben soğukkanlılığımı koruyorum.

Bu kadar acı olaylar yaşarken bunları söylemem çok gereksiz aslında biliyorum. Ama ben bu şehit edebiyatına da kaptıramıyorum kendimi. Ben Ali Kırca Doğu'da iki elini kaybetmiş gencecik bir adama sarılıp, "işte kahraman" falan diye şakşaklarken duygulanamıyorum. Sinirden kuduruyorum. Şehit aileleri için para falan toplamayın, şehit olmamaları için uğraşın. Dinleyin... Gerçek vatanseverler gibi davranın... Çözün... Silahlarınızı çıkarlarınıza çekin... Bunu Ali Kırca'ya söylemiyorum tabi. Güvendiğim bir tane devlet adamı olsaydı ona söylerdim.

32. Gün'de Osman Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesine karşılık kaç milyon dolar istendiğini konuşuyorlar hem de bunu resmen geyiğe vurarak. Aslında herşey bu kadar basit. Amerika silah şirketlerini nasıl döndürecek?? Kim bundan kaç milyon dolar kazanacak??

Ben paranoyağım... Seçimler, savaşlar, liderler, silahlar, bayraklar... Hepsi yüzünü aynı yere dönmüş... Bush oğlu Bush'ların oyuncağı olmuş herşey. Bize kalan Petek Dinçöz, Esra Ceyhan duyarlılığıyla haberleri izlemek, gözyaşlarımızı akıtmak.

Ben siyasetten anlamam. Vicdanımla yazdım derim kestirip atarım.

9 Ekim 2007 Salı

Aman ya...

İnişe geçtim, son hızla...

Uzun süredir hiç bu kadar (u)mutsuz hissetmemiştim kendimi. Şöyle dönüp bir baktım da hayatıma, ölmüşüm ben...

Soru1: Bir insanı bu kadar umutsuzluğa iten ne olabilir?
* Önemli bir hastalığı olabilir.
* Bir yakınını kaybetmiş olabilir.
* Parasız pulsuz ortalıkta kalmış olabilir.
* Delirmiş olabilir.

Soru2: Mutsuzken daha da mutsuz olmaya çalışan insana ne denir?
* "Kendine gel" denir.
* "İçelim güzelleşelim" denir.
* "Alışverişe gidelim" denir.
* Deli denir.

Soru3: İçinde bulunduğu her kötü durumdan başkalarını sorumlu tutanlar ne tür insanlardır?
* Korkak.
* Bencil.
* Sorumsuz.
* Deli. (tabi ki...)

Ben kendimi çok çok çok kötü hissettiğim 1 hafta boyunca bu soruları kendime sormadım tabi. Bunları sormak ve yalan yanlış da olsa cevaplar bulmaya çalışmak yerine;

* Sigaraya başladım (6 aydır tek sigara içmemiştim)
* Çikolataya saldırdım
* Facebook'la sabahladım
* Herkesten nefret ettim
* Saldım , saldım, saldımmm...

Sonra...

Sonra kalktım kocamı öptüm:) Güzel bir başlangıç olduğunu söyleyebilirim. Çoook uzun süredir bozuk olan hidroforumuz için servis çağırdım. Son derece seksi ayakkabılar aldım. "Bi dur ya!!!" dedim kendime.

Sorunlar oldukları yerde durmaya devam ediyor olabilir. Sorunları çözmek için güç toplama aşamasındayım ve çözemeyeceklerim için sabır...