25 Ağustos 2007 Cumartesi

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Benim Yolum Ayrı

Eğriyi kendinde arayan,
Doğruyu kalbinde bulur.
Aşkına emekle yürüyen,
Dermanı derdinde bulur.
Zamanı saate soran,
Ölümü vakitsiz bulur.
Düşmanı dışarda sanan,
Hainin koynunda uyur.

Sizin yolunuz ayrı, benim yolum ayrı.
Sevemedim diye dünyayı, terk edecek hiç değilim.
Sizin yolunuz ayrı, benim yolum ayrı.
Mahvettiniz diye dünyayı, vazgeçecek hiç değilim.

Özgürlüğü pazarda arayan,
Eşitliği mezarda bulur.
Kardeşliği kışlada yaşayan,
Barbarlığı aynada görür.
Zardanadam özünü bilir,
Yanlışının izini bulur.
Melekteki şeytanı görür.
Sıkılmadan yüzüne vurur.


Zardanadam ve Tolga Kaya'ya sevgilerimle...

Corpse Bride



Evlilik aşkı öldürmez....

İnsanları öldürür, ruhlarını çürütür, kalplerini söker...

Soap Opera









Şimdi ben diyorum ki; ben böyle şıkır şıkır akan bir su gibi yaşayıp gitsem...

Etrafımdaki gürültülerden beni ipodum korusa... Müziğe sığınsam, o beni pışpışlasa, lüzumsuz konuşmaları görmezden gelsem...

İçimdeki tüm zehirleri temizleyinceye kadar koşsam...

Kimse beni üzemese... Kimse bana yetişemese...

Ama bir yandan da çok bi mütevazi, çok bi hoşgörülü bir insan olsam...

Beyazlar giysem, bahçemde gül budasam... Çiçekler içinde bir hayatım olsa...

Vejetaryen olsam, güzel hayvanları çiğnemesem...

Sabahları dinlenmiş, dinçleşmiş kalksam, sürünmesem...

Biraz daha olumlu olsam, kendimi rahat bıraksam, herşeyde kötü birşey aramasam...




Sonra da diyorum ki; şıkır şıkır akmak falan güzel de bu tip çağrışımlar insanları rahatsız edebilir bu aralar, demezler mi "nereye akıp gidiyorsun?". Su yok, susuzluk var.





Yine geldin "insanlar demez mi??" cümlelerine. İnsanların ne dediklerini ne kadar çok umursuyorsun. Bir de diyorsun ki ipodu takıyım kulağıma, ohhh... Tam senlik. Ayrıca ben o ipod niye alındı çok iyi biliyorum. Spor yapma desteği değil miydi o? Hani çok şişmanladın ya. Zehirleri atayım falan diyorsun ama asıl amaç yağları atmaktı, yanlış mı biliyorum? Ayrıca nereye koşuyorsun, seni koşarken gören var mı? Yapabildiğin yürümek, şıp şıp yüzmek. Rahatına bakmak konusunda kimse sana yetişemez hakkaten, yayılmakta bir numarasın.

Kimse beni üzemese de, "bön olsam"ın sempatik hali gibi...

Bir de mütevazilik meselesi var ki; çok hoşsun hakikaten. Şimdi mütevazi olunca bunun farkına vardığın anda mütevazilikten çıkmıyor musun? Farkında olmadığım şeyi ben ne yapayım? Oturup anca yeterince mütevazi olamadığım için kendimi hoşgörürüm, nefis...

Ama bak bu beyazlar giyme meselesi güzel, güzelde mesela gülleri ekerken, gübrelerken, etrafını falan kazarken ne renk giyinmek istersin?

Ya bir de kızma ama, karides, midye, çupra hayvandan sayılır mı? Çok üstüne de gelmek istemiyorum, biliyorum çok yorgunsun. Sabaha kadar internetin başında olunca insan kendine gelemiyor tabi.

Sen de çok acımasız olma kendine karşı, "benim herşeyde kötü birşey aradığım falan yok!!!!". Nereden çıkarıyorsun ki???


Ben deli miyim Benjamin??

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Yeryüzü melekleri...

Şimdi bu çok acayip birşey. Hassas bir konu, incitmemek lazım. Ama çok çok gurur verici. Resimde gördüğümüz bina Konya'da zihinsel engellilere parasız eğitim veren bir devlet okulu. Ama bu şeker okulun yapımı "Yeryüzü Meleklerini Koruma Derneği" adlı ufacık bir dernek tarafından üstlenildi. Canhıraş bir şekilde çalışıp okullarını bitirdiler.



Şimdi olayın benim açımdan duygusal bölümüne gelirsek; "Öğretmen Fatma Menekşe" benim annem. Canım, canım, birtanem çalışkanlığıyla, merhametiyle, hırsıyla, sevgisiyle, mücadeleciliğiyle binbir çeşit engelle uğraştı, hala da uğraşıyor. Amacına ulaştı, artık o yeryüzü melekleri daha iyi koşullarda alacaklar eğitimlerini. Benim için yeryüzünün en güzel meleği olan "Öğretmen Fatma Menekşe" sayesinde...
"Sen dünyaya kıpırtısızca bakarken
Geride binlerce engel bırakararak
Hırsızlar gibi çaldık düşlerinden
Engelli dedik adına
Engeller bırakarak kaçtık
Birgün ortak olabileceğimiz dünyana
Yeryüzüne indi melekler
Işık oldular ruhuna
Biz dalğınlığında iken dünyanın
İsmini okudular kulağına 'Yeryüzü melekleri' dediler
Duymadık.."
Ersal Özkan'a bu şiiri yazmasında ilham olan anneme ve tüm güzel kalpli dostlarına, tabi ki de Ersal Özkan'a sevgilerimle...

14 Ağustos 2007 Salı

ARTICHOKE, ARTICHOKE!!!!!! ....so what????...




Pek güzel bir haftasonunun, pek acıklı sonuçlarını yaşıyorum hala. Bütün gün mide bulantısı, baş ağrısı, sıcak basması, her türlü eklem ağrısı, hayattan soğuma, intihar eğilimi (yeteeer) ile cebelleştim. Yaklaşık bir aydır yediklerime acayip dikkat ediyordum ve hiç alkol almıyordum. Haftasonunda kendimi öyle bir saldım ki vücudum isyan etti. Ne güzel sağlıklı sağlıklı yaşıyorduk, nerden çıktı bu kadar yağ, bu kadar et, bu kadar tuz, bu kadar alkol, bu kadar karbonhidrat???? Hiç acımadım kendime. Canım ne isterse yedim, içtim. Pişman mıyım? Değilim. Cezamı çektim ama akıllandım mı? Hayır. Bunun gibi o kadar çok haftasonum daha olacak ki... Coşup coşup sonra da sürüneceğim. Hayat işte....



İstanbul'dan pek sevdiğimiz (ama sanırım istemeden kırdığım) arkadaşlarımız geldi. Onların vesilesiyle de ilk defa Arap Şükrü'ye gittik. Arap Şükrü biraz Nevizade'ye benzetebileceğimiz bir yer. Çok eğlenceliydi. E tabi artık yaşlandım ben. Bu saatten sonra her türlü yüksek sesli eğlence beni yoruyor. Yanımdaki insanların konuşmalarını anlamak istiyorum, öyle eğleniyorum.






Sabah kocişle beraber Mudanya'ya gidip deniz ürünlerine saldırmıştık zaten. Tereyağda karides ve midye dolmayla kendimizi mutlu ettik. Akşam da Arap Şükrü'de aynen devam karideslere, kalamarlara, istavritlere... Çok çok çok güldük, acayip keyiflendik. (thanks to Tolga, Bengisu, Oya, Bertan, Bahadır Jr., Kristine, Köst, Kociş) Tolga yan masaya sataşıp kavga çıkarmaya çalıştı ama çok fena madara oldu. Hayat boyu anlatılacak bir hikayeye imza attı. Hayır iki hikaye:)


Anlattık da anlattık doyamadık. Bengisu'yla gün aydınlanıncaya kadar oturduk. Ben sarhoşken ve iyice açılmışken bazen çok lüzumsuzlaşabiliyorum. Bayaaa bi zırvaladım heralde ama neyse ki etrafımdaki insanlar çok kibar.


Yemeler içmeler Pazar günü de son sürat devam etti. Mangalı da ihmal etmedik tabi ki... Yine çok yedik, çok içtik, çok anlattık, çok güldük.... Daha nice güpgüzel günlere canımlarım....





7 Ağustos 2007 Salı

Masum değiliz hiçbirimiz...

Ben Perihan Mağden'in yazılarını okumayı çok seviyorum. Radikal'deki yazılarını takip etmiyorum çünkü gazete okumuyorum. (Radikal bile olsa) Radikal'deki yazılarını topladığı birkaç kitabı var bende, arada okuyorum. Ben zaten daha önceden okuduğum kitapları tekrar tekrar okumayı çok seviyorum. Bir arkadaşım bunun kafamın çok karışık olduğunu gösterdiğini söyledi. Bazen psikiyatrlık hal aldığı oluyor gerçekten. 26 kez seyrettiğim film var. Gerçi film Fight Club olduğu için abartı bir durum değil bu. Perihan Mağden diyordum. Perihancığımın yazılarını çok eğlenceli buluyorum. Yazdıklarının çoğuna katılmasam da, çok büyük edebi değerleri olmasa da bence eğlenceli. Birçok insanın da bu hanımefendi hakkındaki duyguları böyledir heralde.
Defalarca okuduğum halde gözümden kaçan bir yazı olmuş. "Çok hassas birileri...". Benim için malesef ki resmen bir itiraf. Bu yazıyı okuduğum zaman acayip utandım kendimden. Sıkı bir tokat oldu resmen, vampirmişim ben de haberim yokmuş. "Bir yazı okudum hayatım değişti" değil tabi ki, ama başka bir açıdan bakabildim kendime. Hayat sürekli bir iyileşme sürecidir değil mi? Ruhun tekamülü felan işte. Benim de biraz değişmeye ihtiyacım olabilir...

2 Ağustos 2007 Perşembe

me myself and ay

Ben bu aralar kendime çok iyi davranıyorum. Kendimi hiç üzmüyorum. Bazen morali bozulacak gibi oluyor, hemen onu oyalayacak birşeyler bulup dikkatini dağıtıyorum. Kendime birşey olacak diye ödüm kopuyor. Pamuklar içinde bakıyorum ona.
Az yemek veriyorum ona ama o da kendimin iyiliği için. En tazesinden mis gibi yaz meyveleriyle besliyorum onu. Kavunu çok seviyor, ben de kırmıyorum bol bol kavun yediriyorum kendime. Kociş de çok seviyor. Bir kavunu ortalama 8 dakikada toz ediyorlar. Ben de şefkatli ve anlayışlı bir anne edasıyla gülümsüyorum onlara.
Spor yaptırıyorum kendime. En sevdiği kıyafetlerinin içine girebilsin diye. Göbeciği pantolonların üstünden fışkırmasın diye. Ter atsın, terle negatif enerjileri falan onu zehirleyen ne varsa atsın diye. Deniz havası alsın diye Mudanya'ya götürüyorum hergün. Dondurma almıyorum diye biraz bozuluyor ama mutlu oluyor orada. Yürüyüşten geliyoruz, bir de havuza giriyor, bir de duş. Terle gidemeyen negatifler de suya karışıyor.
Ben kendime çok iyi bakıyorum şu sıralar. Soruyorum kendime "ne istiyor canın, canım?". Mesela diyor ki "bir Diesel kot mu alsak??". Bir dediğini iki etmiyorum hemen alıyorum. Bu aralar sürekli sinemaya gitmek istiyor. Hemen hemen hergün sinemaya götürüyorum onu.
Kendimle aram çok iyi...(Nowadays)
Bu aralar ay ne kadar güzel görünüyor gözüme.
En gıcığından bir optimist oluyorum galiba.