13 Eylül 2007 Perşembe

Adrasan...



Göcek'ten gözyaşlarıyla ayrıldık. Çok sevdik galiba Göcek'i. Yolumuz uzun. Düştük yine yollara. Patara'ya gittik. Ben yine pek beğendim. Girebileceğimiz en güzel yerlerde denize girdik bu yaz.




Yine düştük yollara. Adrasan'a... Güzel deniz, daha güzel deniz, en güzel deniz... Bu sefer bungalowda kaldık. Bizim banyoyu karıncalar bastı. Oyaların tuvaletinden kurbağa çıktı. Kahvaltıda yumurtalarımızı arılar yedi. Biz çok mutluyduk ama...





Adrasan'da 3 gün kaldık. Birgün Olympos'a gittik. Top oynadık. Denize girdik. Ne bulursak yedik içtik. (Sarımsaklı ekmekler süperdi haklısın Bertancım) 51 oynadık. Tatilimizi burada noktaladık.


Aman allahım!! Çok önemli birşey unuttum. Biz Sidyma diye biryere gittik. Onu nasıl atlarım. Patara'ya giderken kahverengi tabela gazımız geldi. Girdik. Acayip kötü yollardan 20 km gittik, 20 km döndük. Neyse işte iş oldu:) İşte muhteşem Sidyma, Halil, Ahmet, İskender:)


Oya, Bertan, Bahadır'a özel not: Biraz geç bir yazı oldu. Saçmaladıysam, unuttuğum şeyler varsa beni yorumlarınızla düzeltin arkadaşlar. Sizi çok seviyorum. Daha çok gezelim daha çok seveyim.

Yani sonuç olarak biz mükemmele yakın bir tatil geçirdik. Ne desem ki %95 güzeldi. Gerisi de Bertan'ın altına kaçırma ihtimali:)

Göcek


Göcek çok acayip bir yer. Yalan dünya. Göcek içinde Göcek. Swissotel nerede başlar nerede biter?


İlk akşam süper nefis bir yemek yedik. Ama midye dolma yemeden olmaz diyerekten garsonun tavsiyesi ile Ömer abiyi bulduk. Midyeci Ömer hayat adamı, filozof, nefis bir insan. Küçük midye var mı deyince, insanları ayırmadığım gibi midyeleri de ayırmam dedi adam:) Telefonunu verdi. Doğru aldık mı diye kontrol etti. Gelen geçene midye ikram etti. Dünya değişmezse batar falan gibi acayip laflar etti. Saygılarımızı sunup huzurdan ayrıldık.


Ertesi gün Beatles çalan bir tekneyle 12 adalar turu yaptık. Şıp şıp yüzdük. Yorulduk.

Akşam Göcek turu attık. Cafe Port'ta nedense çok keyifli bir akşam geçirdik:) Port Göcek Marina çok acayip hakikaten. Tekne istiyorum ben galiba zannedersem mümkünse????

Köyceğiz






Sabah kahvaltı yaptıktan sonra (kahvaltı önemli çünkü bir otelde nutellalı kahvaltı yaptık) yola çıktık. Bu sefer bir görevimiz vardı. Oyacığımızı rahat ettirmek. Oya'nın ayakları acımış ve canı sıkılmıştır. Oya'ya yeni bir yol arkadaşı aradık. Söke girişinde Stella'yı bulduk. O da bize katıldı. Çok sevdik onu.










Sonra Köyceğiz... Köyceğiz'de ufak bir hayal kırıklığı yaşamış olabiliriz. Nasıl bir yer olduğunu pek anlayamadık. Ama amaç zaten Köyceğiz değil, Köyceğiz'den yapılacak tekne turuydu. Köyceğiz gölünden Dalyan İztuzu Plajı'na.



Köyceğiz'de yapacak birşey de olmadığından içimizdeki 51 aşkı pörtledi. Meydanda görme engelli arkadaşımız pek kötü şarkıları en kötü halleriyle söylerken, gelen bağışları bangır bangır bizlere anons ederken Köyceğiz'deki akşamımızı 51 oynayarak geçirdik. İlk midye dolma krizimiz de burada tuttu. Biraz zor olsa da yedik sonunda rahatladık.



Ertesi gün tekne turumuzu yaptık. Süperdi. Deniz mükemmeldi. Kum mükemmeldi. Çupralar iyiydi. Tekne ahalisi bizi biraz yordu ama olsun. İsmail Yk'nın Şarkı sözlerini anlamaya çalışmak zevkliydi. Kedi gibi yavşarım, at gibi içerim di mi Bertancım:)









Çeşme...


Çeşme Ilıca'ya vardık. Yolda yel değirmenleriyle karşılaştık. Niye o kadar şeker geliyorlar ki insana??


Sheraton otelinin yanından denizi ve kumu görünce ağzım açık kaldı. Bütün gün kumlarda yuvarlandık. Denizde yuvarlandık. (Acayip dalgalıydı.) Yorgunluktan kumsalda uyuyakaldık. Ben bayıldım buraya özellikle de kuma.






İleri otelde kaldık. Kırçiçeği diye bir yerde yemek yedik. Tatilin geri kalanında Oya'nın gözleri her gittiğimiz yerde Kırçiçeği şubesi aradı. Babylon'a gitmedik diye ben depresyona girdim. Herkesi daralttım. Boyum uzadı.


Papparazzi diye süper bir yerde sakin sakin birşeyler içtik. Tabi ben burnumdan getirdim orayı da. Ama güzel bir yerdi hakikaten.


Foça...

Bu aralar yazamıyorum. Aslında ne güzel bir tatil geçirdik. Ben nasıl ballandıra ballandıra anlatmak istiyorum. Ama duruyorum öyle. Zor geliyor. Yazdıkça açılırım onu da biliyorum aslında. Bak ellerim daha hızlı hareket etmeye başladı bile. Biraz zorlasam ilk durağımız Foça'ydı diye başlarım lafa değil mi? Evet.

Biz şimdi Bahadır ve ben olarak bir öğleden sonra fesleğenimizi sevgili yan komşumuz Ayşenciğimize bıraktık. "Biz tatile gidiyoruz Ayşen, fesleğenimize iyi bak" dedik. Ayşen de "nereye?" dedi normal olarak. Çok normal olmayarak "tam olarak bilemiyoruz" dedik biz. Al çantaları git Oyalara.

"Haydi tatile gidelim" diye bekledik camlarının altında. Bindik arabaya. Baktık birbirimize. Eeeee nereye gidelim? Çeşme'den başlayalım işte kararı alındı. Yola çıktık ki, hayat adamı Kerim amca (kendileri Bertan efendinin babaları olurlar) tarafından durdurulduk. Yol tarifi falan derken bence Foça'ya gidin bi balık yiyin bu gece dedi. Açık fikirli insanlarız biz. Gidelim dedik gittik. Böylece ilk durağımız Foça oldu. Bu arada daha Susurluk'ta tatilin özü anlaşıldı. Hemen yemelere içmelere başlandı.

Foça'da ilk balıkları götürdük. Tatilin geri kalanında da bol miktarda balık yendi. Bahadır ortalamaları yükseltti. Nerdeyse hergün bazı günler günde iki kere balık yedi yavrum. Delirmiş.

Restoranda benim sayemde muamele süperdi. Aptalım ya bağıra bağıra görgüsüzler gibi The Marmara'da yediğimiz yemeği bıraktığımız bahşişi falan anlatınca "aman canım ablam" diye saldırdı bir garson masaya. Biz 30 kişiydik ama o yemekte falan diye olayı kapatmaya çalıştım Ama çok utandım yahu. Bu arada Foça kedi cenneti binlerce kedi var. Neredeyse insan kadar kedi var. Doğru düzgün köpek yok.




Foça şirindi ama restoranlar dışında pek bir yaşama belirtisi göremedik. Zaten yorgunduk. Geç olmadan pansiyonumuza geçtik. Sevgili pansiyon sahibi arkadaşın neden durup dururken izolasyondan bahsettiğini de anlayıverdik. Pansiyon (resimdeki sarı bina pansiyonumuz) bir barın üstündeydi. İzolasyon derken de 2 cm kalınlığındaki kapıdan bahsediyordu galiba. Yani bana sorarsa kendileri izolasyonları pek iyi değildi. Bahadır her zamanki gibi ben dişlerimi fırçalayıncaya kadar uyuyunca ben bas ve davulla baş başa kaldım. Ama neyseki yorgundum yatağın içinde yüzlerce tur atsam da uyumayı becerdim. Ertesi gün erkenden düştük yine yollara. To Çeşme...

10 Eylül 2007 Pazartesi

27 Ağustos Milli Bayram Olsun Mu?????

Şimdi bende biraz unutkanlık var ya... Ben çoğu zaman kraliçe olduğumu unutuyorum. İnsanlar bana kraliçe gibi davranınca şaşırıyorum. Aptal kraliçeyim ben. Dünyanın hakiminin kuzeni olduğumu falan unutuveriyorum. Canım kocacığımın beni çok sevdiğini unutuyorum. Korkunç derecede güzel bir evlilik yıldönümü geçirince de şaşırıyorum. Sanki benim her günümü o gün gibi geçirmem gerekmiyormuş gibi. Unutkanlık işte kraliçeliğimi unutup duygulanıyorum falan... Aptal kraliçe.

Yani ne olmuş ki kocişim hadi gidiyoruz deyip bir akşam üstü beni İstanbul'a götürmüşse, en sevdiğim otelden yer ayırtmışsa, odaya girdiğimizde kırmızı şarap, meyve, kalpli balonlar, mumlarla falan karşılaşmışsak, The Marmara'da korkunç bir boğaz manzarasında acayip güzel bir yemek yemişsek, yemekten sonra üzerinde "nice mutlu yıllarımıza" yazan bir pasta gelmişse, hediye olarak içinde aşkımın resmi olan bir kolye almışsam. Ne olmuş yani????

Ben kraliçe değil miyim?

Ertesi sabah odamıza kahvaltı gelmesi falan çok büyütülecek birşey sanki. Unutkanım ya tacı tahtı falan unutup seviniyorum böyle şeylere, deliler gibi hem de.


25 Ağustos 2007 Cumartesi

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Benim Yolum Ayrı

Eğriyi kendinde arayan,
Doğruyu kalbinde bulur.
Aşkına emekle yürüyen,
Dermanı derdinde bulur.
Zamanı saate soran,
Ölümü vakitsiz bulur.
Düşmanı dışarda sanan,
Hainin koynunda uyur.

Sizin yolunuz ayrı, benim yolum ayrı.
Sevemedim diye dünyayı, terk edecek hiç değilim.
Sizin yolunuz ayrı, benim yolum ayrı.
Mahvettiniz diye dünyayı, vazgeçecek hiç değilim.

Özgürlüğü pazarda arayan,
Eşitliği mezarda bulur.
Kardeşliği kışlada yaşayan,
Barbarlığı aynada görür.
Zardanadam özünü bilir,
Yanlışının izini bulur.
Melekteki şeytanı görür.
Sıkılmadan yüzüne vurur.


Zardanadam ve Tolga Kaya'ya sevgilerimle...

Corpse Bride



Evlilik aşkı öldürmez....

İnsanları öldürür, ruhlarını çürütür, kalplerini söker...

Soap Opera









Şimdi ben diyorum ki; ben böyle şıkır şıkır akan bir su gibi yaşayıp gitsem...

Etrafımdaki gürültülerden beni ipodum korusa... Müziğe sığınsam, o beni pışpışlasa, lüzumsuz konuşmaları görmezden gelsem...

İçimdeki tüm zehirleri temizleyinceye kadar koşsam...

Kimse beni üzemese... Kimse bana yetişemese...

Ama bir yandan da çok bi mütevazi, çok bi hoşgörülü bir insan olsam...

Beyazlar giysem, bahçemde gül budasam... Çiçekler içinde bir hayatım olsa...

Vejetaryen olsam, güzel hayvanları çiğnemesem...

Sabahları dinlenmiş, dinçleşmiş kalksam, sürünmesem...

Biraz daha olumlu olsam, kendimi rahat bıraksam, herşeyde kötü birşey aramasam...




Sonra da diyorum ki; şıkır şıkır akmak falan güzel de bu tip çağrışımlar insanları rahatsız edebilir bu aralar, demezler mi "nereye akıp gidiyorsun?". Su yok, susuzluk var.





Yine geldin "insanlar demez mi??" cümlelerine. İnsanların ne dediklerini ne kadar çok umursuyorsun. Bir de diyorsun ki ipodu takıyım kulağıma, ohhh... Tam senlik. Ayrıca ben o ipod niye alındı çok iyi biliyorum. Spor yapma desteği değil miydi o? Hani çok şişmanladın ya. Zehirleri atayım falan diyorsun ama asıl amaç yağları atmaktı, yanlış mı biliyorum? Ayrıca nereye koşuyorsun, seni koşarken gören var mı? Yapabildiğin yürümek, şıp şıp yüzmek. Rahatına bakmak konusunda kimse sana yetişemez hakkaten, yayılmakta bir numarasın.

Kimse beni üzemese de, "bön olsam"ın sempatik hali gibi...

Bir de mütevazilik meselesi var ki; çok hoşsun hakikaten. Şimdi mütevazi olunca bunun farkına vardığın anda mütevazilikten çıkmıyor musun? Farkında olmadığım şeyi ben ne yapayım? Oturup anca yeterince mütevazi olamadığım için kendimi hoşgörürüm, nefis...

Ama bak bu beyazlar giyme meselesi güzel, güzelde mesela gülleri ekerken, gübrelerken, etrafını falan kazarken ne renk giyinmek istersin?

Ya bir de kızma ama, karides, midye, çupra hayvandan sayılır mı? Çok üstüne de gelmek istemiyorum, biliyorum çok yorgunsun. Sabaha kadar internetin başında olunca insan kendine gelemiyor tabi.

Sen de çok acımasız olma kendine karşı, "benim herşeyde kötü birşey aradığım falan yok!!!!". Nereden çıkarıyorsun ki???


Ben deli miyim Benjamin??